Yazı Detayı
29 Temmuz 2020 - Çarşamba 11:13 Bu yazı 79 kez okundu
 
DÜNDEN BUGÜNE SOSYAL HAYAT
İzzettin Kanat
izettinkanat80@gmail.com
 
 

SOSYAL AHLAK Toplumların- doğup ölünceye kadar geçirdikleri ‘ömür’ denilen çizgide uymaları gereken milli- dini- siyasi- örf ve adetler gibi kuralları vardır. Bu kurallar yumağının ışığında çocukluk- gençlik ve yaşlılık evrelerinde- aile yapılarının oluşması- toplumsal ve sosyal hayata bu değerlerin yansıması vardır. İnsanlar- yalnız yaşayabilecek varlıklar değildir. Sevinçlerinde- üzüntülerinde- yüklerini ve sosyal hayattaki birçok faaliyetlerini paylaşabilecekleri hemcinslerine ihtiyaçları vardır.  Bunları yaşarken- toplumsal ahlak kurallarına uyulması ölçüsü- toplum yapısının kalitesini ve oluşturduğu millet- devlet çatısının da güçlülüğünü gösterir. Ahlak ve ahlaki disiplini bozan fertlerin oluşturduğu toplumun bozulmasının da devleti bozması- bir zincirin halkaları gibi bir diğerini devre dışı bırakması kaçınılmaz olacaktır. Binlerce yıllık tarihsel geçmişi olan milletimiz de millet ve devlet olarak ‘var olma’ mücadelesi sürecinde din- eğitim- sanat- siyaset- örf- gelenek- kültür- tarım- sanayi vs. devleti ayakta tutacak bütün değerlerde hep aynı çizgide olmamış- olamamıştır. Bazı zamanlar yokluk- anarşi- terör- cehalet- rüşvet vs. gibi olumsuz eylemler- milletimizin ve devletimizin belini bükmüştür. Bazı zamanlarda ise dünya’ya örnek ahlaki yapı- örf- gelenek- eğitim- öğretim- bilim- sanat- siyaset- kültür vs. ve akabinde dünya liderliğini yürütmüştür. Bu bağlamda kıyas açısında da olsa- günümüz Türkiye Cumhuriyeti Devletimizdeki sosyal yapıya ister istemez bakmak gereği duymaktayız. Şimdi de övünülecek yönlerimizin olduğu kadar- dövünülecek yönlerimizin de olduğunu hep birlikte müşahede etmekteyiz. Vatan- bayrak- din- Devlet sevgisi gibi değerlerde dünyada övünülecek noktada olduğumuzu biliyoruz. Burada sayamayacağımız kadar güzel hasletlerimizin olduğunu kabul ediyoruz. Ancak- başka pencerede bakınca bunu söyleyebilmekte biraz zorlanmaktayız. Örneğin- uyuşturucu ve alkol kullananların sayısı- özellikle çocuklar olmak üzere tecavüzlerin- kadın ve erkek cinayetlerinin- hırsızlık- gasp vs. çokluğu da endişelenmemize sebebiyet vermektedir. Şanlı bir neslin evlatları olarak bu eksikliklerimizi hızlı bir şekilde telefi edeceğimize de inanıyorum. Şimdiki sosyal durumu zaten hep beraber yaşıyor- görüyoruz. Lafı fazla uzatmamak adına şöyle 4!5 asır gerilerden- Şanlı ecdadımızın Şanlı Osmanlı Devletimizdeki sosyal yaşantılardan bazı örnekler vermek istiyorum. Birileri her zaman kutlu ecdadımızı kötüleme gayretinde olsalar da özellikle o zamanki yabancı şahsiyetlerin şahitliklerine bakarak günümüzle mukayese etmek istiyorum. Hayır ve hasenat noktasında yarışan bir ecdadın torunları olarak- ‘hasmın şahitliği en sağlam delildir’ düsturunca- bazılarına yer verelim istedim; Fransız asilzadesi Cornell ele Bruyn şöyle anlatır; “Türkler- kendilerini dünya milletlerinin en cesuru sayarlar. Ölümü hafife aldıkları malumdur. Süslü elbiselerimizle alay ederler- bize ‘kuyruksuz maymunlar’ derler” demektedir.(*) Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde- Avusturya sefiri şöyle diyor; “ Renk- renk üniformalar giymişlerdir. Altın- gümüş ve atlas parıltısı göz kamaştırır. Gözlerim şimdiye kadar bundan güzelini görmedi. Bütün bu servet ve ihtişam içerisinde yine de büyük sadelik ve kanaatkârlık gözlemledim.” Diyor.(*) D’Ohsson; “ Nezaket ve terbiye kurallarını asla ihmal etmezler. Ne kimseyi rahatsız eder- ne merak gösterirler. Birbirini kovalamak- sevinç ve kutlama taşkınlıklarında bulunmak hiçbir zaman görülmez.” Diyor.(*) Kont Marsigli; “Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler.” Diyor.(*) Mrs Lady Craven; “Türklerin biz kadınlara karşı muameleleri- bütün milletlere örnek olmalıdır. Halk kadınlara sokaklarda en küçük saygısızlık yapmaz.” Diyor.(*) A.L. Castellan; “ Türkiye’nin (Osmanlı) eyalet topraklarını bir uçtan bir uca geçtim- tek bir hakaret ve küfür işitmedim. Türkler son derece naziktir.” Diyor.(*) A. Brayer; “Türkiye’de nezaket yaratılış icabıdır. Avrupa’daki sahte ve gösteriş orada yoktur. Konuşan sözünü asla uzatmaz- büyük bir saygı içerisinde konuşulur. Dedikodu- iftira çok ayıptır. Fuhuşla ilgili en küçük bir olaya şahit olamazsınız. Gururları Hıristiyanlara karşıdır.” Diyor.(*) Guer; “ Türklerin ana ve babalarına saygıları özellikle takdire değer. Yüz kızartıcı işler yapan çocuk çok nadirdir.” Diyor. (*) Yani bu ve benzeri örnekleri kat kat artırabiliriz. Sayısız örnekleri görüp de ecdadının Yüce dinimiz İslam’dan aldığı hasletlerine hala uzak kalmak ve hatta ona düşman gözüyle bakmak aslını inkâr değilse ihanet olmaz mı? Yazımın başında da dediğim gibi- zaman zaman toplumsal yapılarımızda sarsıntılar yaşamış olsak da kısa süre sonra tekrar toparlanmasını bilmiş Müslüman bir milletiz.  Şu anki içerisinde bulunduğumuz olumsuz tablonun da yavaş yavaş kaybolmaya başladığını gözlemlemekteyiz. Burada en önemli unsur bence yasalarımızdır. Müslüman milletimizin inançlarına- geleneklerine uygun kanunlar çıkartıldığı oranda kendimize gelip- tarihteki şanlı yerimizi tekrar alacağız. Bizim yerimiz zaten doldurulabilmiş de değildir. ‘Avrupa birliği kriterleri’ saçmalığından ve bazı feminist ve sapkın örgütlerin baskı ve yönlendirmesiyle çıkarılan yasalardan derhal kurtulmamız gerekmektedir. Onun bunun icadı kanun ve yasalar bu aziz milleti geçmişte de şimdi de rahatsız etmiştir ve vazgeçilmezse de edecektir. Yöneticilerimiz de bunun böyle olduğunun farkına zaten varmış durumdadırlar. Yeniden dünya lideri olma yolundaki arzu ve dileklerimle- hoşça kalınız.               MÜBAREK KURBAN BAYRAMINIZI CAN!I GÖNÜLDEN KUTLUYORUM.                                                         İzzettin Kanat.        (*)= Y. Bahadıroğlu.    Y.S.Selim.

 
Etiketler: DÜNDEN, BUGÜNE, SOSYAL, HAYAT,
Yorumlar
Haber Yazılımı