Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Av.Talha Efendioğlu
Köşe Yazarı
Av.Talha Efendioğlu
 

YAŞAMIN KAYNAĞI

İnsanlık, yeryüzü sahnesine attığı ilk adımdan itibaren bir şeyler arama çabası içinde olmuştur. Yerleşik yaşam biçiminin benimsenmesi, yaşamsal ciddi değişimleri de beraberinde getirdi. Su kenarlarına yerleşen topluluklar; suyun, medeniyetin ve gelişimin en önemli parçalarından birisi olduğunun farkına varmışlardı. İlkel toplum yapısı değişmeye başlamış ve insanlık hızla üretmenin ve yeni yerler keşfetmenin cazibesine kapılmıştı. Aradan binlerce yıl geçti ve günümüzün makine çağına adım atan modern toplumları oluştu. Doğanın bizlere sunduğu bereketi ve bollukları, zaman içinde aşağıya çekmeyi de başardık(!) İki binleri geride bırakırken dünyanın yükü de oldukça artmış durumda. Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin 2018 yılı başlarında duyurduğu Dünya Nüfus Tahminleri Raporu’na göre, dünya nüfusu son on yılda bir milyar artarak 7.8 milyara ulaştı. Dünya’nın en kalabalık ülkesi Çin’in uyguladığı sıkı nüfus politikasına rağmen dünya nüfusunda herhangi bir azalış olmadı. Dünya genelinde nüfusun artmasına paralel olarak kaynakların düzensiz ve savurgan kullanımı da arttı. İnsan yaşamı için en önemli ve hayati kaynaklardan biri olan su kaynaklarımız ise çok kritik bir seviyeye inmiş durumda. 2030 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 8.5 milyar kişi olacağı düşünüldüğünde su kaynaklarının doğru ve akılcı kullanılamaması tahmin bile edemeyeceğimiz çok ciddi sorunları beraberinde getirebilir. Su tutmak için barajlar yapmak sorunu çözer mi? Artık daha az maliyetli ve daha akılcı çözümler üretmek zorundayız. Şu an dünya üzerinde bir milyar insanın temiz içme suyuna ulaşımı olmadığı gerçeğini ne kadar göz ardı edebiliriz. Bu hızla devam edersek, milyarlık dilimin içine sürükleneceğimiz gün gibi ortada. Her yıl daha fazla insan şehirlere göç ederek kaynakları zorluyor ve su kullanımını daha da üst bir seviyeye taşıyor. Yeni oluşan bu orta sınıf; taleplerinin karşılanması için daha da yoğun su kullanımı gerektiren gıda ve elektrik üretimi için ayaklanabilir. İklim değişiklikleri bazı alanları kuraklaştırırken bazı alanları da fazlasıyla sulak hale getirecek. Su arzı ve talebine ilişkin olarak dünya çapında kampanyalar yapılıyor olsa da henüz üzerinde anlaşılabilmiş global ölçekte bir su kullanım politikası oluşturulabilmiş değil. Yapılan araştırmalara göre; 2040 yılında dünya genelinde su problemleri çok daha ciddi bir hal alabilir. Aralarında; Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi ülkelerinde bulunduğu toplam otuz üç ülke kısa vadede ciddi su sorunlarına gebe. Bahsi geçen bu otuz üç ülkeden on dört tanesinin Ortadoğu bölgesinde bulunması ise; bölgenin bitmeyen sorunlar sarmalına bir yenisinin daha ekleneceğini gösteriyor. Özellikle Şili, Estonya, Namibya ve Botsvana’nın çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalma ihtimali bulunuyor. Türkiye’de su sorunundan ciddi olarak etkilenen ülkelerden bir tanesi olabilir. Su sorununun belirtileri hemen hemen tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de görülmeye başlandı. Su kıtlığı; hali hazırda birçok sorunla uğraşan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin çok daha savunmasız hale gelmesine neden olabilir. Küresel ölçekte asıl dikkati, bölgesel şiddet ve siyasal karışıklıklar çektiği için su sorununa bu güne kadar gereken önem verilmedi. Şimdilerde ise; global ölçekte tüm ülkeleri etkileyecek olan su sorunu; dünyanın en büyük ekonomileri için ciddi bir problem, istikrarsız bölgeler için ise çok zor bir geleceği beraberinde getirecek gibi görünüyor.
Ekleme Tarihi: 18 Mayıs 2021 - Salı

YAŞAMIN KAYNAĞI


İnsanlık, yeryüzü sahnesine attığı ilk adımdan itibaren bir şeyler arama çabası içinde olmuştur. Yerleşik yaşam biçiminin benimsenmesi, yaşamsal ciddi değişimleri de beraberinde getirdi. Su kenarlarına yerleşen topluluklar; suyun, medeniyetin ve gelişimin en önemli parçalarından birisi olduğunun farkına varmışlardı. İlkel toplum yapısı değişmeye başlamış ve insanlık hızla üretmenin ve yeni yerler keşfetmenin cazibesine kapılmıştı. Aradan binlerce yıl geçti ve günümüzün makine çağına adım atan modern toplumları oluştu. Doğanın bizlere sunduğu bereketi ve bollukları, zaman içinde aşağıya çekmeyi de başardık(!) İki binleri geride bırakırken dünyanın yükü de oldukça artmış durumda. Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin 2018 yılı başlarında duyurduğu Dünya Nüfus Tahminleri Raporu’na göre, dünya nüfusu son on yılda bir milyar artarak 7.8 milyara ulaştı. Dünya’nın en kalabalık ülkesi Çin’in uyguladığı sıkı nüfus politikasına rağmen dünya nüfusunda herhangi bir azalış olmadı. Dünya genelinde nüfusun artmasına paralel olarak kaynakların düzensiz ve savurgan kullanımı da arttı. İnsan yaşamı için en önemli ve hayati kaynaklardan biri olan su kaynaklarımız ise çok kritik bir seviyeye inmiş durumda.
2030 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 8.5 milyar kişi olacağı düşünüldüğünde su kaynaklarının doğru ve akılcı kullanılamaması tahmin bile edemeyeceğimiz çok ciddi sorunları beraberinde getirebilir. Su tutmak için barajlar yapmak sorunu çözer mi? Artık daha az maliyetli ve daha akılcı çözümler üretmek zorundayız. Şu an dünya üzerinde bir milyar insanın temiz içme suyuna ulaşımı olmadığı gerçeğini ne kadar göz ardı edebiliriz. Bu hızla devam edersek, milyarlık dilimin içine sürükleneceğimiz gün gibi ortada. Her yıl daha fazla insan şehirlere göç ederek kaynakları zorluyor ve su kullanımını daha da üst bir seviyeye taşıyor. Yeni oluşan bu orta sınıf; taleplerinin karşılanması için daha da yoğun su kullanımı gerektiren gıda ve elektrik üretimi için ayaklanabilir. İklim değişiklikleri bazı alanları kuraklaştırırken bazı alanları da fazlasıyla sulak hale getirecek. Su arzı ve talebine ilişkin olarak dünya çapında kampanyalar yapılıyor olsa da henüz üzerinde anlaşılabilmiş global ölçekte bir su kullanım politikası oluşturulabilmiş değil. Yapılan araştırmalara göre; 2040 yılında dünya genelinde su problemleri çok daha ciddi bir hal alabilir. Aralarında; Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail gibi ülkelerinde bulunduğu toplam otuz üç ülke kısa vadede ciddi su sorunlarına gebe. Bahsi geçen bu otuz üç ülkeden on dört tanesinin Ortadoğu bölgesinde bulunması ise; bölgenin bitmeyen sorunlar sarmalına bir yenisinin daha ekleneceğini gösteriyor. Özellikle Şili, Estonya, Namibya ve Botsvana’nın çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalma ihtimali bulunuyor. Türkiye’de su sorunundan ciddi olarak etkilenen ülkelerden bir tanesi olabilir. Su sorununun belirtileri hemen hemen tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de görülmeye başlandı. Su kıtlığı; hali hazırda birçok sorunla uğraşan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin çok daha savunmasız hale gelmesine neden olabilir. Küresel ölçekte asıl dikkati, bölgesel şiddet ve siyasal karışıklıklar çektiği için su sorununa bu güne kadar gereken önem verilmedi. Şimdilerde ise; global ölçekte tüm ülkeleri etkileyecek olan su sorunu; dünyanın en büyük ekonomileri için ciddi bir problem, istikrarsız bölgeler için ise çok zor bir geleceği beraberinde getirecek gibi görünüyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve eldedemokrasi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.