Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
İzzettin Kanat
Köşe Yazarı
İzzettin Kanat
 

MİLLİ BİRLİK VAKTİDİR - 1

  Konu daha anlaşılır ve kısa olsun diye makalemize Irak devletinin başına gelenlerden başlayalım. Emperyalist güçler Ortadoğu’daki oyunlarını tutturabilme adına düşündükleri planlarını gerçekleştirebilmek için aradıkları zemini 1990’lı yıllarla birlikte Irak Devletinde buldular. Aslında Saddam bir şey yapmıyordu ama onu emelleri doğrultusunda hata yapmaya zorlayan emperyalist ve Siyonist devletler vardı. Onlara göre, (BOP) Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu’da ve Afrika’da bazı devletlerin sınırları değişmeliydi ve bunların başını Irak Devleti çekmeliydi. ‘Kimyasal silah bulunduruyor’ bahanesiyle Saddam Hüseyin’i suçladılar ve köşeye sıkıştırdılar. Tehditler ettiler. Köşeye sıkışan kedi misali Saddam da onlara ve destekçileri olan devletlere füzelerle saldıracağını söyleyerek meydan okudu. Gerilimin artmasıyla birlikte yılanın başı olan İsrail’e birkaç tane füze fırlatabildi. İçeride ise emperyalistlerin yalanlarına kanan yerli işbirlikçiler, “Saddam gitsin isterse gâvur gelsin!” dediler. Bir zaman sonra ABD birleşmiş milletlerde çıkarttığı zoraki karar ile Irak’a girdi. Türkiye’deki FETÖ örgütüne benzer Kesnizani örgütü altında toplanan ordu mensupları, Saddam’ı bırakıp bir mermi dahi atmadan ABD askerlerine teslim oldular. ABD’nin kendilerine özgürlük getireceğine inanıyorlardı! O asker ve halk, geçen aylar ve yıllar sonunda ABD şeytanının askerlerinin elinde karılarını, kızlarını kurtaramadıkları gibi canlarını dahi Türkiye’ye kaçarak kurtardılar. Kaçamayanlar, Ebu Gureyb zindanlarında işkencelerle ya can verdi ya sakat kaldı. ‘Saddam gitsin Amerika gelsin’ diyen ve Saddam’ın kent meydanındaki heykelini bizzat eline aldığı balyozla kıran Jaburi, “Irak’ı bizden çaldılar. Orta çağ karanlığına götürdüler. Bir Saddam gitti ama yerine bin Saddam geldi. İmkânım olsa yıktığım o heykelin yenisini tekrar dikerdim” diyor… Fiilen üç parçaya bölünen Irak felç edilmiş, hedefe ulaşılmıştı ve yeni bir kurbana ihtiyaç vardı. Şimdilik en iyi seçenek her yönden geri bırakılmış Afrika ülkeleriydi. “Arap Baharı!” adı altında birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesinin sınırlarını değiştirmeyi hesaplamışlardı. Arap baharının batı yakasını Tunus Devleti oluşturuyordu. 23 yıldır iktidarda olan Zeynelabidin Bin Ali’nin Tunus’unda Üniversite mezunu Muhammed Buazizi isimli sokak satıcısının tezgâhına polis el koydu. O da sokak ortasında kendini ateşe verdi ve isyanlar başladı. 25 günlük isyan sonunda Zeynelabidin ülkesinden kaçtı. İslamcıların yerine laikler geldi ama yıllar geçmesine rağmen Tunus kendisine gelemedi. Sırada Libya Devleti olacaktı ve İsrail böyle istiyordu. 7 Şubat 2011 tarihinde Muammer Kaddafi’ye karşı olanlar bu defa oyuna gelip ülkelerinde ayaklanma başlattılar. Kanlı geçen ve dış güçlerin silahlarıyla müdahale ettiği kanlı isyan, 20 Ekim 2011 tarihinde Muammer Kaddafi’nin öldürülmesiyle son buldu. Peki, geçen on yıla rağmen Libya düzeldi mi? Daha kötü oldu ve ülke ikiye bölündü. Emperyalist güçler olan, Abd, Rusya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler petrol kuyularını kuklaları vasıtasıyla büyük ölçüde paylaştılar. Olan Libya’nın kandırılmış halkıyla beraber tüm halkına oldu… Sırada Suriye Devleti vardı! Arz-ı mevut (Büyük İsrail)! Bu kelime İsrail’in hayallerini süslemekteydi. Yahudilere göre bu topraklar için oluk oluk kan akıtmaları kadar doğal hiçbir şey yoktu! Katil İsrail’in emellerine hizmet eden emperyalist güçler, oyunlarını Suriye’de oynamak istediler. Bu amaçla 15 Mart 2011 tarihinde Dera şehrinde ilk barışçıl gösteriye kan karıştı ve kıvılcım çakılmış oldu. Beşar Eset bu barışçıl gösteriye savaş uçaklarıyla bomba yağdırdı. Yani kendi halkını bombaladı. Anlaşılan birileri Tunusluları, Saddam’ı, Kaddafi’yi kışkırttığı gibi Eset’i de kışkırtmıştı. Yaklaşık bir aylık halk ayaklanması sonunda iç savaş ülkenin her tarafına yayıldı. Başta Amerika olmak üzere birçok batılı ülkeler önce destekledikleri onlarca terör guruplarıyla, daha sonra da kendi askerleriyle Suriye topraklarında petrol kuyuları, ticaret merkezleri ve madenleri bölge bölge paylaşıp kontrol altına aldılar. Milletin canını düşünen hiçbir devlet ve örgüt yoktu… Suriye topraklarında bir pyd – pkk terör devletçiği kurmaya çalışan Amerika, bu hainlere on binlerce tır dolusu silah indirmesi yaptı, askerlerini eğitti ve donattı. Öbür tarafta da çoğunluğunu Tunuslulardan oluşan paralı askerlerden Daiş diye bir örgüt daha sahaya sürdü. Amacı, Suriye topraklarında kargaşa yaratmak, en az üç parçaya bölmek, İsrail’in uydusu devletçikler oluşturmaktı! En az otuz kırk kadar silahlı örgüt peydahlandı ve iç savaşın uzaması istendi. Besledikleri terör gurupları Türkiye’nin sınırlarına dayanmış, attıkları mermilerle birçok vatandaşımız şehit edilmişti. Kardeş ve komşu ülke diyerek Suriye topraklarına girmekten yıllarca kaçınıldıysa da tehlike büyüktü. Devamı gelecek sayıda… İzzettin KANAT
Ekleme Tarihi: 08 Eylül 2021 - Çarşamba

MİLLİ BİRLİK VAKTİDİR - 1

 

Konu daha anlaşılır ve kısa olsun diye makalemize Irak devletinin başına gelenlerden başlayalım. Emperyalist güçler Ortadoğu’daki oyunlarını tutturabilme adına düşündükleri planlarını gerçekleştirebilmek için aradıkları zemini 1990’lı yıllarla birlikte Irak Devletinde buldular. Aslında Saddam bir şey yapmıyordu ama onu emelleri doğrultusunda hata yapmaya zorlayan emperyalist ve Siyonist devletler vardı. Onlara göre, (BOP) Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu’da ve Afrika’da bazı devletlerin sınırları değişmeliydi ve bunların başını Irak Devleti çekmeliydi.

‘Kimyasal silah bulunduruyor’ bahanesiyle Saddam Hüseyin’i suçladılar ve köşeye sıkıştırdılar. Tehditler ettiler. Köşeye sıkışan kedi misali Saddam da onlara ve destekçileri olan devletlere füzelerle saldıracağını söyleyerek meydan okudu. Gerilimin artmasıyla birlikte yılanın başı olan İsrail’e birkaç tane füze fırlatabildi.

İçeride ise emperyalistlerin yalanlarına kanan yerli işbirlikçiler, “Saddam gitsin isterse gâvur gelsin!” dediler. Bir zaman sonra ABD birleşmiş milletlerde çıkarttığı zoraki karar ile Irak’a girdi. Türkiye’deki FETÖ örgütüne benzer Kesnizani örgütü altında toplanan ordu mensupları, Saddam’ı bırakıp bir mermi dahi atmadan ABD askerlerine teslim oldular.

ABD’nin kendilerine özgürlük getireceğine inanıyorlardı! O asker ve halk, geçen aylar ve yıllar sonunda ABD şeytanının askerlerinin elinde karılarını, kızlarını kurtaramadıkları gibi canlarını dahi Türkiye’ye kaçarak kurtardılar. Kaçamayanlar, Ebu Gureyb zindanlarında işkencelerle ya can verdi ya sakat kaldı. ‘Saddam gitsin Amerika gelsin’ diyen ve Saddam’ın kent meydanındaki heykelini bizzat eline aldığı balyozla kıran Jaburi, “Irak’ı bizden çaldılar. Orta çağ karanlığına götürdüler. Bir Saddam gitti ama yerine bin Saddam geldi. İmkânım olsa yıktığım o heykelin yenisini tekrar dikerdim” diyor…

Fiilen üç parçaya bölünen Irak felç edilmiş, hedefe ulaşılmıştı ve yeni bir kurbana ihtiyaç vardı. Şimdilik en iyi seçenek her yönden geri bırakılmış Afrika ülkeleriydi. “Arap Baharı!” adı altında birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesinin sınırlarını değiştirmeyi hesaplamışlardı.

Arap baharının batı yakasını Tunus Devleti oluşturuyordu. 23 yıldır iktidarda olan Zeynelabidin Bin Ali’nin Tunus’unda Üniversite mezunu Muhammed Buazizi isimli sokak satıcısının tezgâhına polis el koydu. O da sokak ortasında kendini ateşe verdi ve isyanlar başladı. 25 günlük isyan sonunda Zeynelabidin ülkesinden kaçtı. İslamcıların yerine laikler geldi ama yıllar geçmesine rağmen Tunus kendisine gelemedi. Sırada Libya Devleti olacaktı ve İsrail böyle istiyordu.

7 Şubat 2011 tarihinde Muammer Kaddafi’ye karşı olanlar bu defa oyuna gelip ülkelerinde ayaklanma başlattılar. Kanlı geçen ve dış güçlerin silahlarıyla müdahale ettiği kanlı isyan, 20 Ekim 2011 tarihinde Muammer Kaddafi’nin öldürülmesiyle son buldu. Peki, geçen on yıla rağmen Libya düzeldi mi? Daha kötü oldu ve ülke ikiye bölündü. Emperyalist güçler olan, Abd, Rusya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler petrol kuyularını kuklaları vasıtasıyla büyük ölçüde paylaştılar. Olan Libya’nın kandırılmış halkıyla beraber tüm halkına oldu…

Sırada Suriye Devleti vardı! Arz-ı mevut (Büyük İsrail)! Bu kelime İsrail’in hayallerini süslemekteydi. Yahudilere göre bu topraklar için oluk oluk kan akıtmaları kadar doğal hiçbir şey yoktu! Katil İsrail’in emellerine hizmet eden emperyalist güçler, oyunlarını Suriye’de oynamak istediler. Bu amaçla 15 Mart 2011 tarihinde Dera şehrinde ilk barışçıl gösteriye kan karıştı ve kıvılcım çakılmış oldu. Beşar Eset bu barışçıl gösteriye savaş uçaklarıyla bomba yağdırdı. Yani kendi halkını bombaladı. Anlaşılan birileri Tunusluları, Saddam’ı, Kaddafi’yi kışkırttığı gibi Eset’i de kışkırtmıştı. Yaklaşık bir aylık halk ayaklanması sonunda iç savaş ülkenin her tarafına yayıldı. Başta Amerika olmak üzere birçok batılı ülkeler önce destekledikleri onlarca terör guruplarıyla, daha sonra da kendi askerleriyle Suriye topraklarında petrol kuyuları, ticaret merkezleri ve madenleri bölge bölge paylaşıp kontrol altına aldılar. Milletin canını düşünen hiçbir devlet ve örgüt yoktu…

Suriye topraklarında bir pyd – pkk terör devletçiği kurmaya çalışan Amerika, bu hainlere on binlerce tır dolusu silah indirmesi yaptı, askerlerini eğitti ve donattı. Öbür tarafta da çoğunluğunu Tunuslulardan oluşan paralı askerlerden Daiş diye bir örgüt daha sahaya sürdü. Amacı, Suriye topraklarında kargaşa yaratmak, en az üç parçaya bölmek, İsrail’in uydusu devletçikler oluşturmaktı! En az otuz kırk kadar silahlı örgüt peydahlandı ve iç savaşın uzaması istendi. Besledikleri terör

gurupları Türkiye’nin sınırlarına dayanmış, attıkları mermilerle birçok vatandaşımız şehit edilmişti. Kardeş ve komşu ülke diyerek Suriye topraklarına girmekten yıllarca kaçınıldıysa da tehlike büyüktü.

Devamı gelecek sayıda…

İzzettin KANAT

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve eldedemokrasi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.